12 Kasım 2004 Cuma

Türkiye'de "TÜRKİYE'DE TÜRK OLMANIN BEDELİ" eşittir Türkiye'de "ERMENİ OLMANIN BEDELİ". Evet, Türkiye'de Türk ve Ermeni her daim bir şekilde eleştirilmeye mahkûm bir Millettir. Bir millettir diyorum zira "Türk-Ermenisi", Türk Milleti'nin "Hıristiyan koludur".

Türk; "Başka kavimlerin hakkını yemekle itham edilir. Türkiye'de "üst kimlik taslamakla" itham edilir. vs."

Ermeniye, yânî "Türk-Ermenisi"ne gelince: "Türkiye'nin kalbinde bir "hançer" olarak itham edilir. "ASALA"nın hesabı, Ermeni İsyanı'nın hesabı vs. Her daim ondan sorulur. Gün yoktur ki; muhtelif Gazete veya TV-Programlarında malzeme olmasın!...

Ve de ben naçiz yazarınız hafta yok ki, mütevazı sütunumu bu mevzuya adamayım!.. Denecekdir ki, yazacak başka mevzun yok mu?.. Tabii ki var hem de nice nice... Ancak, Sevgili Ülkemiz Türkiye pek tehlikeli bir dönem içinde bulunmaktadır: (TÜRKİYELİYİZ diyenler, kendi ırki kimliğinden gayrı hiç bir kimlik tanımak istemeyen ve fakat buna rağmen Türkiye'de yaşayan garip garip kimseler...)

Diğer taraftan ise, yangına körükle gidercesine sorumsuzca hareket ederek, Müslümân kardeşlerimizi bizlerin üzerine sürdürebilmeye çalışarak, bir takım imajlara onları efsunlamak gayreti güden sözde yazarlar vs. Bütün bunların hepsi sanki bizlerin hemen hergünkü karabasanı olabilmek için adeta yarışmaktadırlar..

Meselâ bir yazar "31-Ekim-2004 Pazar" tarihli gazetesindeki sütununda şu satırları yazmıştır ki, hâlâ aynı mevzuyu devam ettirmektedir. Buyurun okuyun:

(-: Lisede ikmale kaldığım tek dersti tarih... O gereksiz yere ezberlememiz istenen yüzlerce tarih, o çoğunu asla hatırlamıyacağımız bir sürü savaş ve detaya ne gerek vardı ki... Kafamızı lüzumsuz bilgilerle doldururken asıl öğrenmemiz gereken şeyleri atladılar. Sıkıntısını bugün çekiyoruz.

Benim okurlarımın çoğu genç, Lise ve Üniversite öğrencileri. En azından onlara gerekli olabilecek bu bilgileri aktarmaya bir iki gün daha devam edeceğim. Kimbilir, belki bu arada ilgili Bakanlıklardakiler de öğrenir ve gerekeni yaparlar. Aşağıdaki alıntılar "Ermeni Dosyası"ndan.)

Değerli okuyucularım. Şimdi sizlere soruyorum: "İlgili Bakanlıklar'dakiler, "Gereken neyi yapacak?". Bizlere düşmandır gözü ile bakıp, "vatandaşlık haklarımızı iptal mı edecek, yoksa başka bir ceza mı verecek..."

Bu nasıl gazetecilik, nasıl insanlık ve nasıl vicdan anlayışıdır ki; Türk insanı tarih okuduğu zaman sadece Ermeni İsyanı'nı okuyup Ermeniler'in mezâlimini öğrenecek?!.. Evet, bu enteresan yazarın ileri sürdüğü "Mezâlim vakası"dır ve de bundan sorumlu tutulan da, "Türk-Ermenileri"dir.

Peki Türkiye'nin tarihinde başka hiç bir milletin, Türklere yaptığı kötülük yok mudur? Ermelerin dışında kalanlar hemen hepsi de Türk Milleti'nin dostu(!) mudur!..

Ben bu meselenin detaylarına inmiyorum. Çünkü biz Türk-Ermenileri'nin bu meselede günâhı yoktur. Bizler de mağdur ve maktul olanlardanız. Yânî Müslüman kardeşlerimize ne zulüm olmuş ise, bizlere de aynısı olmuştur.

Görüyorum ki, tarihte tekerrür eden, günümüzde de son derece ustalıklı şekilde tekrarlanmaktadır. Durum aynen şudur: (Türk, Ermeniye, Ermeni de Türk'e düşman edilebilsin.) Benim tarih bilgim, hele Ermeni Meselesi hakkındaki bilgim, rahatlıkla söyleyebilirim ki, bir çok Tarihçi ve Tarih araştırmacısından ziyadedir. Üstelik hiçbir zaman taraf tutmuş değilim. Çünkü, "Tarih araştırmacılığı" branşımı siyaseten değil. Doğrudan yeni nesillere "tarafsız tarih aktarabilmek" inancıma dayanmaktadır.

Yazımın başında dikkatlere çektiğim makalenin yazarı: (Türk-Ermeni Patrik'i merhum, NERSES BAŞ-YEBİSGOBOS VARJABEDYAN Cenaplarını: "İngilizler'den yardım istediğinden" dem vurarak, "Vatan haini" olduğu iddiasını ileri sürmekte ve bu hususta İngiliz Elçisi'nin hatratını kaynak göstermektedir.

Bu tamamen yanlıştır. Doğru değildir. Doğrusu bizzat Patrik Cenapları'nın el yazısı ile yazdığı hatratında mevcuttur ve benim bizzat yazmış olduğum: (OSMANLI'DA ŞER HAREKETLERİ VE ABDÜLHAMİD HAN) adlı ve (IQ-Kültür-SANAT YAYINLARI) tarafından yayınlanmış ve 2. baskı yapmıştır.

Dolayısıyle, biz Türk-Ermenileri tarafından en az bir Aziz kadar sevilip, benimsenmiş Patrik Varjabedyan Cenaplarına sürülmek istenen "Vatana ihanet" gibi pek ağır bir ithamı veya lekeyi, yazının sahibine aynen iade ediyorum. Çünkü bu bir vicdansızlık numunesidir.

Şu bilinsin ki, biz Türk-Ermenilerinin başka hiç bir vatanları yoktur. Türkiye bizlerin öz vatanıdır ve de Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı olmaktan sonsuz gurur duymaktayız. Bizler "TÜRKİYELİ" değil. Öz be öz HIRİSTİYAN TÜRKÜZ! Her zaman yazdığım gibi; Bizleri Türkiye'den uzaklaştırmak isteyen bazı azınlıklar var ve bunlar bazı tecrübesiz yazarları bizlere karşı kışkırtmaktadırlar. Ancak, biz Türk-Ermenileri böylesi kışkırtmalara karşı her an tetikte olup, gerekli cevabı vermekten hiç bir zaman geri kalmayacağız. Bu böylece biline!

Saygıdeğer Müslüman Türk kardeşlerimiz. Bendenizin sık sık Ermeni mevzularına temas etmemdeki asıl sebep bu gibi tutarsız kimselerin kışkırtıcı yazılarının karşısına dikilerek, yanlışların meydana çıkmasını sağlayabilmeye dayanmaktadır.

Türk-Ermenisi'nin anlı açıktır: "Şerefli ve Türk Vatandaşı olmamızla övünen bir Cemaatiz." Lütfen bizleri rahat bırakın ve şu satırları da dikkatle okuyup ve mantığınızla düşünmeye çalışın. Biz de Türk tarihi hakkında birkaç numune sunacağız. Okuyun ve de bir daha bizlerden daha fazla Türklük taslamaya lütfen kalkışmayın:

1-: (Türk tarihinde okutulan Savaşların çoğunluğu "Fütuhât Savaşlarıdır." Diğerleri ise: "Aziz Yurdumuzu elimizden almaya yeltenen Allahsız Emperyalistlere" karşı verdiğimiz, "Anavatanımızı koruyabilme" savaşlarıdır. Birincisi olmasaydı: Bugün bir vatanımız olmazdı ve zaten o asırlarda bütün dünyada mezkûr savaşlar her millet tarafından icra edilmiştir. İkincisi ise şayet savaşıp, Şehitlik şerbeti içmiş olmasaydık, bugün Vatanımız asla ve asla olamazdı.)

İşte sayın yazar. Senin kavrayamadığın bu husustur ve zaten kavrayabilseydin benim bu satırları yazmama hiç lüzum kalmazdı!..

2-: ("Ermeni Meselesi"nde yabancı veya Osmanlı diye "İttihatçı" kaynakları esas almak kadar yanlış bir davranış olamaz. Çünkü her ikisi de "sıhatli değil, siyaseten meseleye eğilirler." Çünkü, ikisi de suçludur.)

3-: (Soruyorum: Çanakkale'de ve diğer bir çok cephede bizlere karşı savaşanlar hangi milletlerdi? Ermeniler mi? Biz söyleyelim "İNGİLİZ, FRANSIZ, İTALYAN, RUS". Payitaht İstanbul'u İşkal eden devletlerin arasında Ermeni var mıydı? Yoksa yukarıda adlarını sıraladığım Devletlerin askerleri miydi!...

Mezalim mi istiyorsun. Tek birini yazıyorum bu yeterlidir. Çünkü adam olana çok bile:

"İstanbul'u işgal eden Müttefiklerden İngilizlerin bir tabur askeri İstanbul yakasında dağılır ve Şehzadebaşı Karakolunu basan İngiliz askerleri sabaha karşı uyuyup kalmış karakol neferlerini, kapudaki nöbetçileri öldürdükten sonra, hemen hepsini yataklarında hunharca süngülemişlerdir..."

Nasıl beğendin mi?...)

Liseli çocuklara bunları niçin sunmuyorsun?... Liseli çocuklara "İKİNCİ CUMHURİYET OLMAZ! ASLA OLAMAZ!" niçin demiyorsun?..

Senin gazeten: "AVRUPA CUMHURİYETİ'NİN TEMELİNE HARÇ KOYDUK" demektedir?!.. Bu nasıl bir harçtır ki, bizim Ülkemizin "Üniterlik" hakkını zedeleyebilecek ortamlar meydana getirmektedir?!..

(AB) denen o bukalemun kılıklı Emperyalist düşünce yapısına sahip Avrupa-Birliği'nin efendileri. Biz Türkler'e karşı ne derece samimidirler? Bunu hiç dikkatle ölçütünüz mü?..

Topla, tüfenkle Ülkemizi alamayanlar, şimdi kollarını sallaya sallaya rahatlıkla elde etmeye çalışmaktadırlar. Hem de bizlerin ısrarla aralarında yer almaya çalışmamız da cabası!..

Şimdi soruyorum: "Ermeni ihaneti, Ermeni mezalimi" masalları ile aziz Milletimizi, "CAMBAZA MI BAKTIRMAK İSTİYORSUNUZ?...." Yânî sizler bir takım tezgâhlar kurarken, milletimiz "Cambaza bakıp dursun"!... Yazık çok yazık!...

"Gazetecilik, "Sarı Basın Kartı" taşımakla icra edilemez. İlk vicdan ve sağlam bilgi sahibi olmak lâzımdır. Tarih yazarlığı veya Tarihi bilgiye sahip olabilmek için de yine ilk başta vicdan ve daha sonra, yılların birikimi gerçek bilgilere sahip olunabilmekle mümkündür.

Şu "AZINLIK MESELESİ" de gerçekten kabak tadı vermektedir ki, ayrıca bu hususa da özetle temas etmek istiyorum. "Lozan Antlaşması" başta olmak üzere, bu hususta kabullenilmiş bulunan malûm madde: Türkiye'nin aleyhine ve "Ülkeyi bölüp, parçalayabilme" gayesiyle günümüzde de mevcut bulunan Emperyalistlerce konmuştur.

Türkiye'de azınlık ve çoğunluk diye bir mevhum asla olmamalıdır. Türkiye'de Müslümanı ile Hıristiyanı ile Musevisi ile tek bir Millet mevcuttur ve bu milletin asli adı: TÜRK'dür. Ülke ise TÜRKİYE ADINI TAŞIR! ne bir eksik ne bir fazla bunun en kısa zamanda bu şekle sokulması "Millî menfaatlerimiz açısından katiyetle elzemdir.

Ve zaten Yüce Önderimiz ATATÜRKÜMÜZ de, böyle arzulamış ve böyle olabilmesi için bazı değerli uygulamalara geçmişti. Ancak ne yazık ki ömrü vefa etmemiştir!..

Nasipse bir dahaki yazımda buluşmak üzere, saygılarımla mutluluklar dilerim efendim.

5 Kasım 2004 Cuma

Antik-Ermenistan Kralı Kakik II'nin, Bizans İmparatoru'nun iğrenç teklifini kesin şekilde reddetmesi ki, geçen bölümde bu vakayı detaylarıyla yazmıştık. İmparator'u son derece kızdırmış ve kızgınlığından mosmor kesilen İmparator, Kakik II'yi; Marmara-Denizindeki takım adalardan "Kınalı-Ada"ya sürdürerek, zindana attırmıştı.(1).

Bizans'ın Baş-Kenti Konstantiniyye'de böylesine trajik hadiseler zuhur ederken. Diğer taraftan, antik Ermenistan'ın Baş-Kenti Ani'yi teslim alan Bizans Prensi Asid ise, saçının bir tek teli dahi kıpırdamadan Ani'yi Bizanslılara teslim eden iblis ruhlu Vesd Sarkis'ten Şehri tamamen teslim aldıktan sonra. Bu vatan haini Prens'ten, Bizans için ilerde tehlike teşkil edebilecek tüm vatanperver Ermenilerin kimliklerini öğrendikten sonra, onları en acımasız şekilde kılıçtan geçirerek; 10.000'lerce Ermeniyi katletmiş ve böylece "1001 Kiliseler Beldesi" diye de anılan Ani'de dehşet verici bir katliama sebep olmuştu... (10 Mart 1044/45).

Böylece, Mukaddes Ani-Beldesi'nin Bizanslılar tarafından; hile ve entrika marifetiyle ele geçirilmesinden sonra, "İki Asrı geçkin, "Pakraduniler Saltanatı" bu suretle son bulmuş oluyordu ki, Ermeni tarihi içinde zuhur etmiş en hazin ve trajik vakalardan birisi de budur: (MS.1045)

Nitekim Ermeni tarihçilerden ünlü "Ünlü, Urfalı Madteos" bu mevzuda şu kaydı geçmişdir ki, Ermeniler'in, Rumlara karşı ne derece kin duyduklarını en âlâ şekilde belirtebilen başlıca yakıştırmalardan birisidir:

(-: İktidarsız ve kadınlaşmış iğrenç Rum milleti; Ermenistan'ın en cesur evlâtlarını Vatanlarından koparıp attılar...)

Ancak hile ve entrika yolu ile elde edilen Ani-Beldesi tabii ki, Bizanslılar'a da yar olmamış, Hz. Allah Ermeni kullarının ahını ve yakarışlarını cevapsız bırakmayıp, Selçuklu Sultan'ı Alp-Arslan'ı Bizans üzerine göndererek; "22 Temmuz ile 16 Ağustos 1064" tarihine kadar yapılan aman tanımaz muharebelerden sonra, açılan bir gedikten Şehre giren Selçuklu Ordusu; Bizanslılar'ın hile ile elde ettikleri Ani-Beldesi'ni, kılıcının hakkı ile fethetmişti ve Sultan Alp-Arslan böylece Ermeniler'in intikamını ziyadesiyle almıştı. Bir başka ifade ile "Hak yerini bulmuştu."

1001 KİLİSELER BELDESİ ANİ

(1001 Kiliseler Beldesi) adıyla da bilinen "ANİ HARABELERİ". Bilhassa "Ermeniler için çok şey ifade eder. Çünkü, "Antik-Ermenistan"ın, "Baş-Kenti" konumundadır. Dolayısıyla Batılı emperyalistlerin en ziyade istifade edebildikleri, son derece vahim bir istismar kaynağıdır. Bir başka ifade ile Ermeniler'in her şekilde istismar edilebilecekleri yumuşak karnıdır.

Ani-Beldesi Harabelerinde bir çok Kilise kalıntısı mevcuttur. Düzenlenmek istenen "turistik ayin (!) ise", herhâlde Ani-Beldesi'nin en muhteşem Mabedi durumundaki ve Ermeni dini mimarlığı'nın en muhteşem eserlerinden başlıcası durumundaki, (SURP-ASDVAZAZİN KATEDRALI) olsa gerek ki bir diğer adı da (ANİ-KATEDRALİ)dir. Bu muhteşem Mabedin mimarı ise bizdeki AYA-SOFYA CAMİİ'nin de restorasyonunu yapmış olan ünlü Mimar Dırtad'dır.

Ani'nin Fethinden sonra Camiîe tahvil edilen mevzubahis Katedral, Sultan Alp-Arslan tarafından; "Geçici minber ve mihrapla donatılarak, "FETHİYE CAMİİ" adına tesmiye edildi.

Sultan Alp-Arslan; mahdunu Melikşah, Veziri, Nizâm-Ül-Mülk ile Selçuklu Beyleri hep birlikte ilk Cuma namazını kıldı ve böylece Cenab-ı Hak'ka sonsuz şükranlarını sundu: "20 Ağustos 1064".

Ms. 1124 Yılına kadar Camiî olarak inananlara hizmet sunan bu muhteşem Mabed, "Kıpçaklı istilâsına kadar: "60 Yıl İslâm İbadethânesi olarak" varlığını devam ettirmiştir.

Yânî, kısaca; (Hem Kilise'dir, hem de Camiî). Bir başka ifade ile aynen bizdeki "Aya-Sofya Camiî"nin bir başka benzeridir.

Bu duruma göre meseleye hemen her açıdan eğilmek ve Ani'yi ona göre değerlendirmek elbedde ki en mantıkisi olacaktır. Zira, hemen herkesce bilindiği gibi "Ani-Beldesi Harabelerinde ayrıca Selçuklu mimari eserleri de mevcuttur. Yânî; Selçuklu ve Ermeni Mimarların şaheserleri adeta iç içe geçmiş durumdadır.

Bizim hassasiyetle üzerinde durduğumuz başlıca unsur. Baştan beri çeşitli yönleriyle sizlere sunmaya çalıştığımız bir takım siyasî emellerin, dış dünya tarafından Türkiye'de yeni yeni boyutlarla sahnelenmeye çalışılması hokkabazlıklarıdır!..

Lozan'a göre, "azınlık hakları". Lozan'a göre, "Gayr-ı müslim İbadethâne" meseleleri vs. Her daim Lozan'a göre, denip geçilmektedir. Bu doğru değildir. Doğru olanı: Lozan'a göre değil, Türk Devleti Kanunlarına göre, hemen her hususun değerlendirilebilmesidir. Evet doğru olanı budur.

Lozan'a göre "Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşları" asla ve asla değerlendirilemez. Böyle bir durum hemen her daim başka başka mahzurlar meydana getirmektedir.

Lozan Antlaşması maddelerinin tümü ile aynen kalması elbette ki, bir çok yanlışlara meydan vermektedir. Türkiye'nin "Millî Meseleleri"ni yakından ilgilendiren maddelerin hassasiyetle muhafaza edilmesi elbette ki fevkalâde zaruridir. Ancak bazı hususlar vardır ki bunlar doğrudan Batılı devletlerin istismar edebilmelerine başlıca menba teşkil etmektedir. Meselâ, şu "azınlıklar meselesi". Azınlık ne demek? Bendeniz doğrudan Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı olduğum, vergi verdiğim, vatani görevimi yaptığım hâlde. Nasıl oluyor da "azınlık" sayılıyorum. Dinen azınlık olabilirim. Ancak, Milleten bir bütünün nüvesi olabilmek en tabii hakkımız değil midir?...

Dahası böylesi bir yanlış tutum, bizleri ayrıca hemen bir çok meselede "sakıncalı vatandaş" durumuna getirmektedir. Dahası bizleri "özel statüye göre" değerlendiren ve bir nevi "fişleyen" bazı hareketler de zaman zaman görülmüş ve bu durumlar "Türk Basını"na dahi intikâl etmiştir. Bu son derece vahimdir, üzücüdür, kırıcıdır ve dahası insanı bir yerde "vatansız kılıcı"dır.

Ani-Beldesi Harabeleri'nin dünyanın dikkatlerine çekebilmek gayesiyle bir takım "tiyatro vari" hareketlere girişmek veya girişmeyi düşünmek dahi, şu "Azınlık" yaftasının tezahüründen başka hiç bir şey değildir!..

Gayr-ı müslimi "azınlık". Müslümân olanı "Türk adıyla" çoğunluk saymanın neresi hakkaniyete dayanmaktadır?.. Her Müslüman olan Türk müdür?.. Bu görüşe hangi münevver insan katılabilir!.. Bütün bu hususların bir bir ayıklanması ve Türkiye'nin meselelerine daha olumlu açıdan bakılması ve bir takım "hamasetzadelere" itibar edilmemesi. En azından "Millî Birlik ve Beraberliğimiz" yönünde birinci derecede elzemdir. Bizlerin de anlımız açık ve tam bir rahatlık içinde: (BEN TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞI OLDUĞUMA GÖRE. HEMEN HER VATANDAŞ GİBİ TÜRKÜM!) diye haykırabilmeliyim. Bu hemen her ülkede ve her ülkenin vatandaşlarının en tabii haklarıdır.

Biz, "Türk-Ermenileri'ne gelince. Bizler görülüyor ki, meselelere üç boyutlu eğilemeyen bir takım kimselerin bizleri siyaseten değerlendirmeye kalkmaları. Bizler için her zamankinden ziyade zor ve tehlikeli bir ortam içinde bırakmaktadır!...

Türkiye'nin biraz da; Batı dünyası'nın ve "Dünya İdarecileri"nin "Petrol politikaları" yüzünden uyguladığı "Azeri-Ermeni" meselesindeki "tek yönlü siyaseti". Biz Türk Ermenileri'ni daha ziyade zor durumda bırakmaktadır. Çünkü, bizler daha ziyade Ülke içinde bir "hançer gibi" değerlendirilmekteyiz. Bu vahim durum bir hâyâl değil. Gerçeğin taaa kendisidir.

Hemen bir çok Türk-Ermenisi kendi esas kimliğini çoğu zaman saklamak mecburiyeti hissetmektedir. Meselâ: "Keğam-Kemâl", "Agop-Yakup" olmakta ve böylece pek utandırıcı bir tablo meydana gelmektedir!..

Dolayısıyla bizlerin de "normal vatandaşlardan" hiçbir farkımız olmamalı ve bizler de huzurla yaşıyabilmeliyiz. Tek kelime ile Batı dünyası'nın aziz Vatanımız Türkiye'de; meydana getirmek istediği "iç düşmanlar" çamuruna bulanmadan bizlerin bizzat Devlet ve Hükûmetimiz tarafından hassasiyetle korunması ve bu "azınlıklar" meselesinin en kısa zamanda bir hâl yoluna bağlanması kesinlikle elzemdir. Çünkü: "Türkiyemizin Millî Menfaatleri" bunu emretmektedir.

Şayet nasip ise yeni bir yazımda buluşabilmek dileğimle sonsuz mutluluklar, sevgili okuyucularım.

29 Ekim 2004 Cuma

Antik Ermenistan Kralı AŞOT III. devrinde inşa edilen ve "Orta veya İç Sûrlar" adıyla bilinen (MS.971-972) sûrların yapımı ile Ani-Şehrini savunma açısından hayli güçlü duruma getirdikten sonra, Krallık Merkezi olarak Ani-Şehrini seçerek, Tahtını Kars'dan Ani'ye naklettiren Kral Aşot III. (Ms. 951-977) Ani'yi daha mamur hâle getirdi ve onun kurduğu Krallık, (Ms. 103) yılına kadar devam etti. Bilâhare tahta geçen Sımpad II. (Ms. 977-990) şehri daha da mamûr şekle sokarak, savunma açısından daha da güçlü tedbirlere baş vurdu ve Belde'nin "Kuzey ile Doğu"sunda büyük çapta sûrlar inşasına girişip, gayet güçlü dış sûrlar inşa ettirdi. Hemen her açıdan kuvvetli, dayanıklı bu sûrlar; "Sarıya yakın fildişi renginde son derece sert kayalardan koparılan taşlardan inşa edilmiş; yer yer iki-üç bölümlü ve oldukça yüksek burçlar halinde Şehrin savunulmasına birinci derecede katkıda bulunabilecek güçlü olmasına bilhassa dikkat edilmiştir. Ayrıca Şehrin imarına da hayli ilgi gösteren Kral Sımpad II. cadde ve sokakların restorasyonu ile birlikte, yeni binalar da inşa ettirirken bir de muhteşem Katedral inşasına girişmişdir ki, onun yapımının tamamlanmasını görebilmeye, ömrü vefa etmemiştir.

Tarihçi, (G.H. PASMAZYAN)ın, (HAYOZ BADMUTYUN)-(ERMENİ TARİHİ) adlı tarih kitabında Ani-Beldesi hakkında şu kayıt geçmektedir ki, bahse değer bulduğumuz için aynen geçiyoruz: Sahife: 91-92.

(-: Dünya üzerinde Ani gibi; "Kendi mevcut harabeleri içinde, canlı bir insan gibi konuşarak, bizleri asırlarca geriye götürüp, kendi başından geçenleri anlatarak; parlak günlerini, muhteşem büyüklüğünü, darb-ı mesellere girmiş, "1001 Kiliseleri", muhtelif yapı ve sarayları ile göz kamaştırıcı mazisini dile getirebilecek pek az Şehir vardır diyebiliriz.

Kısaca Ani: "ŞEHİRLERİN KRALİÇESİ, HARABELERİN ANASIDIR.")

Kral Kakik II. Ermenistan'a Hükümdar olduğu zaman henüz (16) yaşlarında bir gençti. Dolayısıyle, Devlet işleri için yeterli bir yaşta değildi. Bu sebeple ülke idaresi: (Bilge, Krikor PAHLAVUNİ, Prens Vesd SARKİS, Bedros I. KEDATARZ GATOĞİGOS-"Büyük-Patrik") üçlüsü tarafından sağlanmaktaydı.

Ne var ki, bu sadece dış görünümdü ve Krikor PAHLAVUNİ gibi gerçek vatanperverler azınlıktaydı ve Ülke'nin istikbâlini ciddi tehlikelerle karşı karşıya bırakabilecek kadar korkunç entrikalar çevrilmekteydi... Meselâ tepeden inme bir darbe peşinde koşan ve bu maksatla gizli toplantılar tertipleyenler vardı ve bu gizli örgütün başı ise; tek kelime ile "vatan haini" lekesiyle antik-Ermenistan tarihine geçmiş olan, meşhur, "Prens Vesd SARKİS"di.

Şimdi görelim bakalım; bazı "art niyetli Ermeni kalemlerin" tersinden aktararak, trajik Ani işgali vak'asını kendi arzu ettikleri şekilde Dünya Ermenileri'nin yeni nesilerine yutturmaya çalışdıklarının aslı ne imiş, hep birlikte okuyalım!...

Hain Prens, Veliahd Kakik II'nin Kral olduğunu öğrenince, Belde'nin iç Kâlesi'ne çekilerek, bir nevi savunma durumuna geçmiş ve bu hâli genç Kral'ın gözünden kaçmamıştı. Son derece cesur ve gözü pek olan Kakik II. bu iç karartıcı duruma son vermek maksadı ile tek başına hiç çekinmeden iç-kâleye giderek hain Prens ile görüşmüş ve ona güven verip, ininden çıkarmıştı.

Ne var ki, Kral'ın böylesine cesur ve atılgan olduğuna bizzat şahit olan hain Prens. Bu sevef de "SURMARİ-KALESİ"ne kapanmış ve Kral'ı endişelendirmemek için de sadakat yemini etmişti. Yânî bu korkak ve hain Prens yeni yeni tezgâhlar peşinde koşmaktaydı...

Nitekim, sükûtu fazla sürmeyen hain Prens, Kral'a karşı isyan bayrağını açmış ve bu durumu bekleyen Kral da derakap Sur-Mari Kalesi üzerine yürüyüp hain Prens'i tutsak ederek, zindana attırmış.

Ancak bu pek uzun sürmemiş çünkü, Saray ricalinden hain Prens taraftarları, bin bir dil dökerek, hain Prensi af ettirmişlerdir ki, bu durum, Kral Kakik II'nin ne derece toy ve vicdanı ile toyluğu arasında pek korkunç bir hataya düşdüğünü açıklıkla meydana koymaktadır!..

Antik Ermenistan'da bu tiksindirici entrikalar zuhur ederken, diğer taraftan Bizans İmparatoru da boş durmamakta ve Ani-Beldesi'ni ele geçirebilmek için yanıp, tutuşmaktaydı... Dolayısıyle yüreği zifiri kara hain Prens Vesd Sarkis ile gizli bir anlaşma ile Prens'in Ordusunu da kendi Ordusuna katarak, Ermenistan'a karşı büyük bir sefere girişti. Ne var ki, tam üç sefer tekrarlanan pek kanlı muharebeleri kazanan taraf her üçünde de Kral II. Kakik olunca, hain Prens'in hevesi kursağında kaldı ve böylece katmerli ihaneti meydana çıktı. Çıktı ama, bu iblis yaratığın Saray çevresinde hayli taraftarı vardı ve böylece tekrar kefeni yırtabilmişti...

Kral Kakik II'yi savaşla malûp edemeyeceğini kesin şekilde anlayan Bizans İmparatoru, Konstantinos IX. (1042-1055). Hain Prens'in sunduğu yeni bir tuzak plânı son derece beğendi ve derakap tatbik sahasına koydu. Yeni plâna göre: (Kral Kakik II. kandırılarak Bizans'ın Baş-Kenti Konstantiniyye'ye davet edilecek ve böylece Kral'ın boyluğundan istifade eden hain Prens Ved Sarkis, Bizans'tan gönderilecek bir Ordu'ya Ani-Beldesi derhâl teslim edilecekti.)

Kısa bir müddet sonra Bizans İmparatoru, Kral Kakik II'yi Konstantiniyye'ye davet etti. Kral Kakik II. ise, bu daveti pek samimi bulmadı ve nazik bir şekilde reddetmeyi düşünmüştü. Lâkin, Saray erkânı içinde bulunan hainlerden Ermenistan Büyük-Patrik'i, Bedros I. Gatoğigos başta olmak üzere, Saray ricali'nin büyük bir bölümü binbir dil dökerek nihayet Kral'ı kandırıp Bizans'ın Baş-Kenti'ne gönderdiler. Mevzubahis durumu kesin şekilde reddeden ve Kral'a tesir edebilmek için adeta çırpınan büyük asker, Krikor PAHLAVUNİ ise ekseriyet karşısında nihayet susmaya mecbur kalmış ve Kral'ın bu en sadık Komutanı, Saray'ın bir köşesinde dua ederken, sırtından hançerlenip öldürülmüş ve bu son derece önemli engel de ortadan kaldırılmıştı.

Baş-kent Konstantiniyye'de muhteşem bir merasimle bizzat İmparator tarafından karşılanan Kral Kakik II. günlerce çeşitli ziyafetlerle ağırlandıktan sonra, İmparator nihayet ağzındaki baklayı çıkarmıştı ve Ani-Beldesi'nin kendisine teslim edilmesini istemekteydi.

Kral Kakik II'ni cevabı şu oldu:

(-: Ordu ve silâh zoru ile ele geçiremediğiniz topraklarımı, hediye sunar gibi size teslim etmemi istiyorsunuz!?.. Asla! Hiç bir Hükümdar böylesi bir alçaklığa rıza göstermez. Gösteremez!!!...)

Daha sonra neler olmuştu! Onları da önümüzdeki Cumalarda nasipse, okuyup öğreneceğiz.

Saygıdeğer okuyucularım, görülüyor ki, "Ani-Şehri Harabeleri"nde bir Ermeni Patrik'in "dini ayin icra etmesi". Türkiye'nin düşmanları tarafından her açıdan istismar edilebilecek bir konumdadır. Öyle "turistik yatırım" gibi meseleler içinde değerlendirilmek isteniyorsa. Doğrudan "ANİ-BELDESİ HARABELERİ"nin tarihçesinin dile getirilmesi yeterlidir.

Ani-Beldesi Harabeleri öylesine tarihi zenginliklere sahiptir ki, turizm açısından kendi kendisini taktim edebilecek kapasitede zenginliklere aizdir. Selçuklu ve Ermenilere ait antik kalıntılar hiç bir surette paha biçilemiyecek değerde eşsiz, emsâlsiz hazinelerden müteşekkildir.

Görülüyor ki, Türkiye'ye karşı hazırlanan yeni yeni tuzakların merkezinde yine "Ermeniler" değerlendirilmek istenmektedir. Çünkü, Ermeni meselesi her daim istismar edilebilecek şekilde kendi hâline terk edilmiş: (SÖZDE SOYKIRIMI, SÖZDE ERMENİ MESELESİ, ERMENİ MEZALİMİ Vs.) gibi hamaset ifadelerle geçiştirilmeye çalışılmaktadır!..

Nitekim, "AB, Müzakereleri" bahsinde, Fransızlar'ın Komisyon yetkilisi "Pascal Lamy'nin kabinesi; "Türkiye'nin müzakerelere başlaması öncesinde, Ermeni soykırımını tanıması şartının getirilmesi" konusunda ısrar etmiş. Gerçi kabul edilmemiş ama, bu mesele temelden halledilmedikçe, her daim bir istismar konusu olmakta devam edip gidecektir. Nasıl hallolurunu da defalarca yazmış olduğumuz için tekrarında fayda görmüyoruz!...

Şayet nasipse, yeniden buluşana kadar mutlu yarınlar dileklerimle, Hz. Allah'a emanet olun efendim.